"Toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru."

Defne ağacının sırrını biliyor musunuz?

Sizlere Antakya'nın Harbiye'sinde geçtiğine inanılan muhteşem bir hikâye anlatacağım. Gerçekten çok güzel.

Mitoloji bana müzik gibi geliyor. Yenileniyormuşum gibi, mutlu oluyormuşum gibi en çok da gülümsüyormuşum gibi…

Hepimiz masallarla büyümedik mi?

Annelerimiz gece yatmadan bize masallar okuduki huzurlu uyuyalım, güzel rüyalar görelim.

Mitolojide böyle bir şey!

İnanırmısınız, inanmazmısınız o sizin bileceğiniz bir şey. Bildiğimiz, emin olduğumuz bizlere bu tür anlatıların çok iyi geldiği…

Apollon güneş tanrısı, dört atın çektiği altın bir arabası varmış ve bu araba ile sabahın ilk ışıklarında gökyüzününün bir ucundan bir ucuna at koştururmuş.

Bakın burada enterasan bir olay var.

Onlarında yani yunan Tanrılarının da vicdanları varmış, üstelik kendilerini cezalandırabiliyorlarmış. Nasıl mı?

Apollan bir gün yine atlarının çektiği altın arabası ile gökyüzünde gezerken, dev bir piton yılanının üstüne doğru geldiğini görmüş, korkmuş. Ani bir hareketle kılıcını çekmi ve yılanı ortadan ikiye bölmüş. Yılan parçalanmış olarak yeryüzüne düşmüş. Yılandan kurtulmuş ama bu defada içinde büyük bir sıkıntı oluşmuş. Belkide Piton ona zarar vermeyecekti. Daha doğrusu o bir tanrıydı zaten istesede Piton ona zarar veremezdi ki.

Apollan kendini kirlenmiş hissetmiş, vicdanı çok rahatsız olmuş ve kendini cezalandırmaya karar vermiş. Yeryüzüne inmiş, bir kralın sürüsünde çobanlık yapmaya başlamış. Çoban olunca zaman çok, yalnızlık onu iyice rahatsız edince aklına bir fikir gelmiş. Tanrıların çalgısı liri çalmaya karar vermiş. O günden sonra devamlı lir çalmış. Her geçen gün daha iyisini yapmayı başarmış. Bu yedi yılda o kadar iyi lir çalmayı öğrenmiş ve çalmış ki sonunda Tanrıların Tanrısı Zeus onu Müzik Tanrısı yapmış.

Kendince yedi yıl cezasını çekmiş ve kendini azat etmiş. Atlıların çektiği arabası ile yine gökyüzüne çıkmış, dolaşmaya başlamış.

Günlerden bir gün aşk tanrısı Eros'a rastlamış. Eros'un elinde ok ve yay varmış. Eros, bebek yüzlü bir tanrıymış. Apollon onun elindeki yayı ve oku görünce; onları kendine vermesini istemiş, kendisinin iyi bir atıcı olduğunu oku attığı zaman tam hedefine vuracağını da ilave etmiş. Eros buna kızmış, hatta çok kızmış.

"Olabilir demiş, belki sen iyi silahşörsündür, belki her vurduğunda tam isabet ettirebilirsin ama benim işimi küçümseme benimde oklarım tam isabet eder hatta seni bile vurabilir."

Bunları söylemiş ve hızla oradan uzaklaşmış. Çok sinirliymiş ve Appolon'a ok atacağına dair yeminler ediyormuş.

Dediğini de yapmış. Apollon Su perisi daphhe'yi görmüş ve görür görmez âşık olmuş. Onu takip etmeyebaşlamış. Aşk tanrısı Eros, Apollona kızdığı günden itibaren onu yakın takip izliyormuş. Onun böyle bir aşka tutulduğunu görünce oklarından nefret okunu çıkartmış ve Daphne'nin yüreğine atmış. Böylelikle su perisinin kalbi aşklara kapanmış. Eros bununla da yetinmemiş aşk okunu da Apollon'un yüreğine saplamış. Bundan sonra olanlar olmuş. Apollon genç kıza deliler gibi aşık, genç kız ise onun yüzüne bakmıyormuş. Öyle bir hal almışki, Apollon kızın ailesi ile görüşüyor onunla evlenmek istediğini ailesine söylüyormuş. Ailede çaresiz kızları kabul etmiyormuş. Su perisi değil evlenmek onun yüzünü görmek dahi istemiyormuş.

Daphne bir gün ormanda geziyormuş, Apollon'da gökyüzünde arabasının içinde onu takip ediyormuş. Sonunda karar vermiş, ona gidecek aşkını tekrar anlatacak ve kendisi ile evlenmesi için ısrar edecekmiş. Çok yakışıklı ve maharetleri bir tanrıymış.

Bunun bilincindeymiş. Onun için zaten böbürleniyormuş, onun içinde Eros'u kızdırmış. Hep kendine olan büyük güveninden daha doğrusu kendini çok büyük görmesinden kaymanlanıyormuş bu hali!

Aşağı inmiş, genç kızın karşısına çıkmış. Su perisi onu görünce öyle birdenbire karşısında çok korkmuş ve kaçmış. Koşuyormuş üstelik çık hızlı. Apollon'da peşinden koşuyor ve durmadan ona ne kadar âşık olduğunu, düşmanı olmadığını, ondan korkmaması gerektiğini, Güneşin ve müziğin tanrısı olduğunu bütün canlıların ona âşık olduğu halde onun neden onu istemedğini anlamadığını söylüyormuş.

Su perisi değil durmak, Apollon konuştukça kalbindeki nefret okunun etkisi ile daha da hızlanıyor kalbi patlayacak kadar hızlı çarpıyor olmasına rağmen koşmasına devam ediyormuş.

Sonunda Daphne yorgunluktan tükendiğini artık bir adım daha atamayacağını düşünmüş ve dua etmeye başlamış. Durmuş, toprağı eşelemeye başlamış. Bağırıyormuş.

"Toprakana, beni ört, beni sakla, beni koru."

Birden vücudu ağırlaşmaya başlamış.

Ayakları toprağın içine doğru kaymaya başlamış.

Vücudu kabuk bağlamış,

Narin kolları dallara dönüşmüş,

Dünyanın en güzel saçlarına sahip olan su perisinin saçları yaprak olmuş,

DAPHNE BİR DEFNE AĞICINA DÖNÜŞMÜŞ.

Apollon gözlerinin önünde olanları içi acıyarak görüyormuş. Çaresizlikle hiçbir şey yapamadan bu dünyalar güzeli kızın bir Defne ağacına dönüşmesini izliyormuş.

Apollon çok üzülmüş. Ağlıyormuş. İçi yanıyormuş.

Karar vermiş üzüntü içinde.

Artık Defne ağacı onun onur ağacı olacakmış. Apollon ağaca sarılmış, çok güzel sözler söylemiş. Ağacı kutsamış.

"Kokulu saçlarından olan bu ağacın yaprakları yaz ve kış yeşil kalacak ve ben onları başıma tac yapacağım" demiş.

Bu sözler, Defne ağacına dönen Daphne'yi etkilemiş ve Apollon'a saygıyla eğilmiş.

O günden bu günlere kadar Defne yaprağı mis gibi kokmuş, yemeklerimize lezzet katmış, bahçelerimize güzellik vermiş. Defne yağı cildimize iyi gelmiş.

Defne ağacı kutsal bir ağaç olmuş.